26 Ocak 2008 Cumartesi

Gerçeğin Diğer Yüzü

Gerçek nedir?
Bir olay olur, biz o olayı "bize yansıdığı" kadarıyla görürüz... Görmediğimiz yanı da vardır olayların... Ama nedense çoğumuz sadece gördüğümüz kadarıyla olayları yorumlar, hatta yargılar, hatta bir de infazı bile uygularız...

Bu yazıda konu olarak bunu ele alacağım. Gerçeğin diğer yüzü...

Üç tane yaşadığım olayı anlatacağım burada, siz de benzer tecrübelerinizi yazarak katkıda bulunursanız sevinirim. Burada anlatacağım üç olayın aslında komik yanı var; sizi eğlendireceğini umuyorum... Çok daha acı tecrübelerim de var gerçeğin sadece göründüğü yüzüyle yargılama yapıldığına dair, taş gibi anılardır, hatırladıkça acı veren, ama onlardan bahsetmeyeceğim, dedim ya amaç eğlenmek...

Sizin de katkılarınızı tekrar dileyerek, buyrun "gerçeğin diğer yüzü" anılarına:

*** I ***

Öğrenci iken evim Gümüşsuyu'nda idi; can dost Mustafa da Göztepe'de oturuyordu. Sıcak bir yaz günü canım sıkkın, bari Mustafa'ya gideyim dedim... Aradım, yok evde, "en iyisi baskın yapmak" dedim, hazırlanıp çıktım yola. En kolay ulaşım, AKM yanındaki direkt dolmuşa binmek, bu sıcakta Kabataş - Karaköy - Kadıköy - Göztepe yolu gözümde büyüdü...
Temmuz öğle saat 2, geldim dolmuş duraklarına, o zamanlar hani şu eski amerikan arabaları uzatılır, 8 kişilik yapılırdı, o dolmuşlardan var durakta, ama kimse yok... "Göztepe?", evet, beklerim abicim deyip, bekledim, önce gölgede bir sigara, şöförle sohbet; sonra arabaya geçtim, tam 40 dakika bekledik, 7 kişinin daha gelip de dolmuşun dolması için... Ben şöför yanındayım, neyse sonunda dolmuş doldu, şöför arabayı çalıştırırken hemen paralar toplanmaya başladı: "Şuradan iki Göztepe uzatır mısınız" vs... Yola çıktık... Hemen AKM'den sağa döndük, Mete Caddesinden eski Sheraton'a doğru iniyorduk ki... Ben Mustafa'yı gördüm, yayan Taksim'e doğru çıkıyordu, büyük ihtimal (ki sonradan söyledi) O da bana geliyormuş... Bu durumda ne yaparsınız? Ben de onu yaptım ve bombayı patlattım daha henüz 50 metre gitmişken:

- Sağda müsait bir yerde inebilir miyim?

Şöför dahil herkes şok oldu... Ben inerken cam kenarındaki adam indi, yol verdi, bir tören... En son kapıyı kapatırken içerideki diğer müşterilerden birinin yorumu kulağıma geldi: "Yazık, güneş başına geçti galiba, çatlak mıdır nedir?"
*** II ***

Meslek hayatımın başlarında çalıştığım şirketin servisi ile işe gidip geliyorum. Koca bir 302 otobüs, Ümraniye - Beşiktaş arası git-gel hergün. Servis şöförü azıcık bıçkın, üstüne üstlük asabi bir herif, hepimiz korkuyoruz adamdan... Hem arkadaş grubu tercihinden, hem de adamdan uzak olalım diye yerimiz otobüsün en arkası... Hiç unutmuyorum bir 19 Mayıs tatili için öğlen çıkılmış, bizim ekipten herkes erken izin alıp tatile çıkmış, ben otobüsün en arkasında yalnızım. Öğle mesai bitti, Beşiktaşa dönüyoruz... Köprüyü geçtik, Barbaros'un başına Yıldız'a geldik. O durakta hep bizim ekipten biri iner, ama adam izine erken çıkan ekipte, yok adam... Şöför yanaştı o durağa, cıssss arka kapıyı açtı, bir sessizlik... Ben de açılan kapıdan dışarı bakıyorum, o sırada durakta bekleyen üniversite gençleri ile gözgöze geldik, onlar da bana bakıyor, inen çıkan yok... Birkaç saniyelik herkesin birbirini beklediği bir sessizlik anı oldu... Şöförün olayın farkına varıp kapıyı kapatıp gitmek üzere hazırlandığı tam o sırada duraktaki gençlerden biri içeri doğru seslendi: "Kapasana kapıyı eşşekoğlueşşek, donduk burada!" o saniyede de şöför cısss kapıyı kapatmış bulundu ama... Servisteki tüm kafalar bana döndü...
Ve çekilen bir el freni sesi, bana doğru gelen hışımla gelen şöför, anında yokolan gençler...

*** III ***

Sene 1996, cep telefonlarının yeni yaygınlaşmaya başladığı sıralar; ben Rusya'da çalışıyorum o sıralar, bir toplantı mı tatil mi hatırlamıyorum neyse, onun dönüşündeyiz, Atatürk Havalimanındayım... Tüm kontrolları geçtim, çay / kahvaltımı yaptım, "suyu akan helada" son kez keyif yapmak üzere tuvalete gittim. Bir kabine girdim, artık ne yaptığımı detaylandırmayayım burada... Tam o sırada yan kabinden bir ses geldi ve aramızda şöyle bir konuşma geçti:
- Naber? (bende kısa bir şaşkınlık sonrası, çekinerek):
- İyilik...
- Nasıl, gece rahat uyudun mu?
- E... evet
- Keyfin yerinde mi?
- Evet (adam top mudur nedir?)
- Aysel, ben seni sonra arayayım mı, şu an tuvaletteyim, yan kabinde bir adam sürekli benim sorularıma cevap verip kafa yapıyor, çatlak mıdır nedir... !!!

17 Ocak 2008 Perşembe

Tek cümlelik öykü

Burada en fazla üç cümle ile bir öykü anlat. Kısa olsun, okuduğumuzda gerisini biz bilelim, veya biz yazalım o öyküyü kafamızda...

Bugün ne yapmadın?

Bugün ne yapmadınız?

Yapmanız gereken, planladığınız, ama üşendiğiniz, veya bir nedenle yapmaktan vazgeçtiğiniz, ertelediğiniz ne var?

Hadi itiraf et, mutlaka bir tembellik yaptın, mutlaka birşeyleri erteledin bugün...

Tanıtım

Bu blogu ben yazmayacağım, sizler yazacaksınız, yorumlarla...

Konuları ben bir tek postingde açacağım, altına da sizden kısaca yorumlarınızla o konuda o günkü katılımınızı rica ediyorum. Burasının sık sık gelinip okunacak bir yer olması için en güzel yollardan birinin bu olacağını tahmin ediyorum. Burası yazılarla değil, okuyucuların yorumlarıyla katılarak ilgi çekecek bir köşe olacak.

Kısaca kural koyalım isterseniz:
- Lütfen konu başlığına özen gösterin, konu dışına çıkmayın.
- Saldırgan, cinsellik (aşırı) içeren yorumlardan kaçının, gerekirse silerim.
- Arzu ederseniz blogger kimliğinizi, isterseniz herhangi bir rumuz kullanabilirsiniz, anonim bırakırsanız da olur...
- Bu köşenin tanıtımına yardımcı olur, link verirseniz memnun olurum

Başlayalım mı? Buyrun o zaman...